Tüm Yazılara Dön
26 Eylül 2025

Okul ve Okulun Çocuk Ruhsallığındaki Bağlamı

Okul ve Okulun Çocuk Ruhsallığındaki Bağlamı

Okul, çocukların yalnızca ders öğrendiği bir yer değil; kendilerini, başkalarını ve dünyayı keşfettikleri ilk büyük sosyal alandır. Bir çocuk okulda sadece okumayı yazmayı değil, kim olduğunu da öğrenir. Peki okul bu keşif yolculuğunda çocuğa nasıl bir alan açar? Detaylar yazımızda.

Okul ve Okulun Çocuk Ruhsallığındaki Bağlamı

 

 

Kendinden kaçanlara saklanacak yer kalmaz dünyada asıl yalnızlık o zaman başlar hayata geç kalmıştır

kendine geç kalan…” – Murathan Mungan

 

Sevilen bir film karakteri olan Mahmut Hoca’nın dediği gibi “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan bir yer değildir.” Okul ilişkiler yuvasıdır. Okul dışarıya atılan ilk büyük adımdır. Okul yaşam becerileri kazanma ve deneyimleme alanıdır. Okul yeniliklere alan açan güvenli bir kucaktır. Okul öğrenme sürecini öğrendiğimiz yerdir. Her okul hem kendi başına bir toplum hem de toplumsal bütünün bir parçasıdır. Okul bir yazıya sığamayacak kadar çok anlam içerir. Bu sebeple okul, çocuğun gelişiminde en az ailesi kadar önemli sorumluluklara ve rollere sahiptir.

Biz de bu yazıda sizler için okulun bir insanın hayatındaki önemli rollerinden birine değinmek istedik: kendini tanıma.

İnsanoğlu doğumundan itibaren kendisi hakkındaki fikirlere ötekinin gözünden ulaşır. Annenin ve babanın çocuğu ilk kucaklayışı, emzirirken bakışmaları, oynarken gülüşmeleri, yara aldığında ya da hastalandığında iyileştirmek için çabalayışları çocuğun kendi hakkında fikir edinmesini sağlar. Gülen gözlerle karşılaşan, şefkatle kucaklanan, gerektiği zamanda gerektiği kadar bakım ve destek alan çocuk “ben önemliyim, sevilen biriyim, değer görüyorum, güvende tutuluyorum” gibi inançları kazanır. Örneğin anne baba, çocuğun şakalarına gülünce çocuk kendisi ile ilgili komik biri olduğu bilgisini edinir ve bunu geneller. Anne babanın ruhsallığına ve aile sistemine bağlı olarak çocuk kendine dair bir benlik tasarımı oluşturmaya başlar.

Yaşamın ilk yıllarında bebek ve bakım veren arasında bütünsel bir ilişki vardır. Bu ilişki o kadar bütünseldir ki bebek kendisini tüm güçlü bir biçimde hisseder. O, ol der ve olur. Karnı acıkır ve meme gelir. Ancak bu bir yanılsamadır. Zaman ilerledikçe bebek, meme için bazen beklemek zorunda kalır. Bu bir parça hayal kırıklığı yaratır ve bebek kendisi dışında bir öteki olduğu ayırdına varır. Benliğin farkındalık zeminini oluşturan bir salınım başlar: bir ben var bir de öteki. Bu farkındalık ile kişi haz dünyasından gerçekliğe de bir adım atmış olur. Tıpkı evden okula adım atmak gibi. Bu noktada okul, aile ve çocuk arasında bir yere


konumlanan üçüncü olur. Okulun ilk günü anne babadan ayrılmak çocuk için hiç de kolay değilken, okulda neleri başarabildiğini ve kendisini nasıl koruyabildiğini deneyimledikçe ayrışmanın ve güçlenmenin tadını çıkarır. Okul öncesi döneme kadar zamanının çoğunu bakım verenleri ve kardeşleriyle geçiren çocuk okula başladığı zaman “kendi ayaklarının üzerinde durma” gerçeğini deneyimler. Yeni bir sosyal çevre içerisinde öğrenmesi ve/veya uyması gereken birçok şey vardır. Öğretmeninden saçını toplaması için yardım isteyebilir, susadığı zaman matarasını doldurabilir, kendisini hasta gibi hissettiğini hemşireye iletebilir vb. Tüm bunlar 5-6 yaşındaki bir çocuk için bedeninin kontrol ve farkındalığını aldığı, istek ve ihtiyaçlarını ifade edebildiği, ilişki başlatabildiği ve sürdürebildiği anlamına gelir. Bu beceriler ise ileride daha da derinleşir ve zenginleşir. İlkokul çağında bunlara ek olarak akademik becerilerin artması, öğrenmeyi öğrenme yollarını keşfetmesi, problem ve çatışma çözme becerilerini edinmesi, artan toplumsal rol ve sorumluluklarını, haklarını öğrenmesi eşlik eder.

Günümüz yaşam şartlarını izlediğimizde birçok çocuk geniş arkadaş kitlesine okul aracılığı ile kavuşmaktadır. Çocuk okula başladığı zaman hem bir akran kitlesine sahip olur hem de hiyerarşik düzende kendisini koruyan, yol gösteren, gözeten bir otorite -öğretmen- de yanındadır. Çocuk her ikisine de aynı bünyede kavuşabilir ve bu güvenli ortamda hem kendisini hem de akranlarını izleyebilir. Çocuğun akademik ve sosyal çaba göstermesi beklendiği, kendi düzen ve kuralları olan ve kendisinden başka birçok çocuğun yer aldığı bu yeni ortam çocuk için yeni bir deneyim alanıdır. Bu ortamda kendi yerini bulması ve kendisine bir yer bulması önemli ölçüde mücadele gerektirmektedir. Çocuk bu büyük sosyal platformda kendisine benzeyenleri, uygun olanları ve sevdiklerinin neler olduğunu keşfedeceği gibi; farklı olanları, istemediklerini ve sevmediklerini de keşfedecektir. Tüm bu süreçte çocuk kendisinin daha önce bilmediği yönlerini görmeye, sınırlarını ve yapabileceklerini keşfetmeye başlar.

İnsan yaşamının erken yıllarında hayatına giren “okul” onun için adeta bir laboratuvar gibidir. Aile içinde kendisi hakkında fikir sahibi olan çocuk okul ortamında lider, uyumlu, birleştirici, sportmen, sanata yatkın olma gibi birçok rolü deneyimleme imkânı bulur. Akran, kelime anlamı olarak kendine denk olan, benzer olan demektir. Okul ilişkileri öncelikle çocuğa kendisini ötekiler ile beraber değerlendirme fırsatı sunar. Daha önce kendisini anne-baba ya da kendisinden büyük ya da küçük kardeşleri ile rakip kılan çocuk, burada kendisi ile eş konuma sahip olanlar ile rekabete girebilir ve kendi hakkında gözlem yapabilir. Bununla birlikte deneyimlediği roller hakkında diğer insanların tepkilerini gözlemleyebilir ve


geçinmeyi öğrenir. Son olarak ise akran grubunda kişiler değerler ve tutumlar hakkında birbirleriyle istişare eder ve bir birlik oluştururlar. Bu da bireyselleşme yolculuğu için önemli bir adımı oluşturur.

Arkadaşlık ilişkileri her yaşta kişi için önemli bir yer tutar. Küçük çocuklar için arkadaş bir oyun paydaşıdır. Oyun ise onlar için iyileşme ve gelişme aracıdır. Arkadaşları ile geçirdiği zaman çocuğa eğlenceli zaman geçirme imkanı tanıdığı kadar sınırlarını çizme ve ötekinin sınırını öğrenme, ötekinin gözünde kendi yerini görme, toplumsal rollerini tanıma ve keşfetme gibi birçok imkan bulur. Ergenlik döneminde de ise gelişimi için daha da önemli bir konuma gelmektedir. Küçük yaşlarda ebeveynsiz kalan bir çocuk için hayat ne kadar zor ise ergenlik çağında bir genç için arkadaşsız kalmak bir o kadar zordur. Gününün çoğunu okulda geçiren gençler için okul ve arkadaşları kendi mahrem alanlarını yaratmaktadır. Eve gelen gence anne baba okulunun nasıl geçtiğini sorup, sohbet etmeye çalışsa da çoğunlukla bu girişimi yanıt alamaz. Çünkü orası gencin mahremi haline gelmiştir. Bu haliyle okul gencin kendisini fark etmesi, tanıması, anlaması, iyileştirmesi ve geliştirmesi için özel bir üs haline gelir.

İnsan ruhsallığı ölene dek bir arayış içindedir. Aradığı şeyin ne olduğu, onu nasıl bulacağı gibi konulara birçok ekol farklı farklı yanıtlar verir. Hemen hemen hepsinde var olan ise insanın anlam bulmaya çalışmasıdır. İnsan okulda iki yolla anlam arayışına devam eder: bilimsel olarak evreni tanımak için bilimi anlamak ve ruhunu tanımak için ilişki kurmak. Akademik olarak her yıl bir önceki yıldan daha karmaşık bilgilerle karşılaşır ve bu zorluğu aşarak bilgi donanımına yenilerini ekler. Hangi bilgiyi bilmekten hoşlandığını, neyi merak ettiğini izler. İlişkilerde zorluk yaşar ve o zorluklar içinde sorunlara nasıl baktığını, nasıl çözdüğünü deneyimler. Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin de dediği gibi “Beni öldürmeyen acı güçlendirir.” Her ne kadar ebeveynler için çocuklarının bir zorluk ile karşı karşıya kalması üzücü olsa da kişinin hayatının anlamını bulması ve kendini keşfetmesi için konfor alanından çıkması bir ihtiyaçtır. Bazen sanat bazen spor bazen oyun ve hepsinin ortak paydaşı olan ilişkiler sayesinde kişi zorluklardan güçlenerek çıkma becerisi kazanır ki bu yolla da yeni baş etme becerilerini aktive etmiş olur. Tüm bunları aynı anda bünyesinde barındıran sosyal kurum ise okuldur.

Uzman Psikolojik Danışman

Tennur Kral

Çocuk ve Ergen Çalışmaları/Kardeşler ve Arkadaşlar, Psikanaliz Defterleri, YKY

Çocuk ve Ergen Çalışmaları/Eksiklik, Ayrılık ve Ötesi, Psikanaliz Defterleri, YKY

Psikanaliz ve Okul, Psikanaliz Yazıları, Bağlam Yayıncılık